Tarıyıcı
 Kapı
 Indeks
 Üye Listesi
 Profil
 SSS
 Arama
En son konular
» Asistan Akademi ile Sekreterlik Kursu
2/2/2016, 03:07 tarafından info0710

» Asistan Akademi ile Sekreterlik Kursu
2/2/2016, 03:04 tarafından info0710

» ücretsiz program indir
5/1/2016, 15:23 tarafından is_for_you

» Animasyon Akademi Animasyon Kursları Başlamıştır.
29/7/2015, 23:34 tarafından info0710

» Diksiyon Kursu | Diksiyon Akademi
22/7/2015, 02:31 tarafından info0710

» Ofisdata | Excel Eğitimi
9/7/2015, 07:16 tarafından info0710

» Ofisdata | Excel Eğitimi
9/7/2015, 05:47 tarafından info0710

» ON FORMAT ÖNCESİNE GERİ DÖNME
27/4/2012, 06:55 tarafından emir973

» helinsara chat sitenize ekleyin
7/1/2009, 13:01 tarafından çeto

Arama
 
 

Sonuç :
 


Rechercher çıkıntı araştırma

Mart 2017
PtsiSalıÇarş.Perş.CumaC.tesiPaz
  12345
6789101112
13141516171819
20212223242526
2728293031  

Takvim Takvim


Servet Kocakaya (KEKE)

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek

Servet Kocakaya (KEKE)

Mesaj tarafından helin21 Bir 12/11/2007, 01:42

SERVET KOCAKAYA


‘’Kendimi hem Türk hem de Kürt olarak görüyorum’’

Röportaj: Hasan Söylemez/Şark Haber Gazetesi 1973 yılında Bingöl’de dünyaya geldi, ailesinin zorunlu göçleri nedeniyle önce Çukurova’ya, sonra Diyarbakır’a ardından Mersine geçti. Çocukluk yıllarını hep buralarda yaşadı, liseyi bitirip Hacettepe üniversitesini kazandığı zaman hayatı yavaş yavaş değişmeye başladı.
Müzikle ilk üniversite yıllarında tanıştı; ‘’Üniversite öncesinde sesimi çok fazla duyuran bir adam değildim, müziğe üniversite dönemlerimde başladım desek daha doğru olur.’’ Diyor. O zamanlar çok hızlı gelişiyordu, aslında enstrüman çalmakla başlamıştı her şey, enstrümanlara dokununca bir şekilde sesini de keşfetmiş aynı zamanda üretebildiğini de… Hepsi çok yoğun ve hızlı bir şekilde üniversite dönemlerinde gelişiyordu. Aslında sosyal ortamın çok yardım ettiği bir gelişmeydi bu, hızlı yada çabuk ama doğruydu, en azından olgunluk dönemlerinde müzikle tanışması belki işini kolaylaştırmıştı. Zaten küçükken müzisyen olmak gibi bir hedefi de yoktu, olsaydı eğer bilgisayar mühendisliğini kazanmaz belki de konservatuara giderdi. ‘’Çocuk yaşlarda doğru yönlendirilmek gibi, hangi mesleği gerçekten istediğini bilmek gibi eğitim sisteminin bize sunduğu bir şans yoktu, hala da böyle bir bilgiye kimse sahip değil. Bu yüzden tesadüflerle yaşadık, tesadüflerle eğitildik ve tesadüflerle kendi yolumuzu çizdik.’’ Bu ülkenin eğitim sorununu bu şekilde değerlendiriyordu... 1999 yıllarıydı Marmara depremi yeni yaşanmış ve yaralar sarılmaya çalışılıyordu, herkesin yüreği giden bir yakınına ağlıyor onun için ağıtlar yakıyordu. Radyolardan ve televizyonlardan tıpkı lili marlen türküsü gibi gidenlerin yollarını gözleyen bir türkü yükseliyordu. ‘’Keke sesini duymuşam, yoksa keke sen mi geldin, tez mi geldin vay keke’’ Bu türküde Servet Kocakaya belki babasını anlatmıştı ama herkes çok sevdiği birisini onun yerine koyabiliyordu. Artık Keke özleyenlerin türküsü olmuştu… Keke’den sonra üç albüm daha çıkardı Ki zava, Duvar şarkıları ve Pencere. Bu albümlerinde de; gerek besteleriyle, gerek müziğiyle, gerekse ağır bir duruşuyla dinleyicilerinin gönlünü fethetmeyi başarmıştı…
Üniversite yıllarınızda, aileniz tarafından ‘’müzikle uğraşmayı bırak eğitimine devam et’’ diye bir baskı yapılır mıydı?
Onlar zaten müzikle ilgilendiğimi hiç hissetmediler, yani müzikle uğraşmak onlara hissettirdiğim bir uğraş olmadı. Sadece albümü dinleyince öğrendiler müzikle uğraştığımı… Keke albümü onlar için büyük bir sürpriz oldu, şok oldular. Ben biraz sürpriz yapmayı seviyorum her anlamda böyle. Bir şeyi başarmadan, imza atmadan insanlara haber vermeyi sevmiyorum. Çok geç duydular yani.
Pencere albümünüzün dinleyicilerle buluşması biraz uzun olmadı mı?
Şimdi bana bıraksalar ben altı ayda bir albüm yaparım ama bunun ne kadar doğru olduğu tartışılır. Şimdi şartlar belirliyor bu iki albüm arasında ki süreleri. son albüm aslında dört yıl arayla çıktı. Türkiye’de birçok sanatçının yaşadığı bir un kapanı şirket sorunu vardı. Onunla ilgili bir dava süreci yaşadık ondan sonra albümümüzü çıkardık… Albüm yaparken zaten albümlerin ekonomik boyutuyla şirketler uğraşır. Yani en azından benim böyle bir durumum var. Sonuçta biz artık şarkılarımızı üretip onlara sunuyoruz onlarda masraflarını karşılayıp bir şekilde insanlarla buluşturuyorlar.
Bazı kesimlerden ‘’Servet Kocakaya ilk albümünde parayı buldu onun için uzun bir ara verdi’’ diyorlar…
O parayı bende merak ediyorum, nerede acaba? İlk albümüyle para kazanan çok az insan var, zaten biz de ilk albümümüzde çok sağlıklı anlaşmalar yapmadık. Hele ki besteciyseniz, insanlara albümünüzün ulaşması heyecanı size o parayı unutturuyor, hiç anlaşmanızı falanda kontrol etmiyorsunuz. Bizim ilk anlaşmamızda avukatımız bile yoktu, o yüzden öyle bir para yok. Onlara bende rastlıyorum internette ama doğruluk payı sıfır.
Albümlerinizde bestelerin çoğu size ait, şimdi albümlerinizi hazırlarken ille de benim bestelerim olacak diye bir düşünce taşıyor musunuz?
İşte böyle düşünülmesin diye ben araya dışardan bir iki tane şarkı koyuyorum. Evet, aslında sadece kendi şarkılarımda olabilir albümde ama insanlar bu anlamda çok inatçı olmadığımı düşünsünler diye de bir tane türkü yada dışardan bir şarkı albüme koyuyorum. Yani böyle bir iddiamız yok. Üretiyorsanız bunu paylaşmalısınız...
Şu ana kadar kimlere kendi bestelerinizi verdiniz?
Şarkı verme olayı ben de çok rutine dönmüş bir durum değil, yani şarkı yazan satar gibi. Para kazandığımız durumlarda oldu ama hep dostane gelişti. İlkay akaya ya söz müziği bana ait ne fayda diye bir türkümüz vardı verdik. Haluk levent dağlar diye bir şarkımızı okudu, onu öteki albümümüzde de okumuştuk. Ayrıca ben bu gece ölmezsem adlı şarkıyı da Haluk Levent okudu. Alişan iki tane şarkımı okudu, birkaç kişi daha var. Açıkçası çok fazla şarkı vermiş değilim.
Ahmet Kaya’nın Dinle Sevgili Ülkem adlı albümünde de bir şarkı okudunuz. Bu bir Ahmet Kaya hayranlığından mı kaynaklanıyordu yoksa onun dinleyici kitlesini de kendi tarafıma çekeyim diye mi düşündünüz?
Benim bağlama’da çaldığım ilk şarkı, Ahmet Kaya’nın Şafak Türküsü albümünde ‘’Tutuşur Dizelerim’’ adlı parçaydı. Tabiî ki biz o dönem Ahmet Kaya dinliyorduk; çocuktuk, gençtik 12 Eylül döneminin içerde yatan adamlarının yeğenleriydik, kardeşleriydik. Bir şekilde o dönemin ruhunu bizde taşıyorduk. Şimdiki jenerasyon bunu anlayamıyor o dönemden kopuk o kodlar ve şifreler bu jenerasyonda yok… Biz de öyle bir ruh var o dönemin merkezinde de Ahmet Kaya vardır, Zülfü Livaneli vardır, Grup Yorum vardır, Mahsuni Şerif vardır, Şıvan Perwer vardır, Civan Haco vardır… İsimlerini saymakla bitmez, bunlar birer ekoldür, o dönem beslendiğimiz kaynaklardır. Biz üniversiteli olduğumuz dönemde yabacı müziğide takip ettik, rock gruplarını, metal gruplarını ve klasik müziğide dinledik. Bu anlamda zengin bir beslenme dönemi geçirdik. İlk başladığınız nokta çok önemlidir. Ben ilk şarkı söyleyebildiğimi Ahmet kayayla keşfettim. Benim ilkel durumumdur yani ilk adımımdır, bu yüzden bende bir parça olsa da vardır ve benim için çok değerlidir. Servet Kocakaya’nın karakterinde Ahmet Kaya bir benektir, onu asla inkâr etmedim etmeyeceğimde. Ama Ahmet Kaya şarkısı okumak farklı bir durumdur, o albümle biz bir şekilde onun ruhuna onur verdik… Ben o albümde şarkı seçerken herkesin aksine duru ve çok geride kalmış bir şarkıyı seçmek istedim. Zaten insanlar Ahmet Kayanın bütün şarkılarını biliyor ama çok dokunamadıkları ve benim çok sevdiğim bir şarkısını istedik. Yusuf Hayaloğlu’nun yazmış olduğu ‘’bir veda havası’’ sözleriyle ezgisiyle çok etkileyici bir şarkı o yüzden okuduk. Çok hoş oldu ve güzelde tepkiler aldık. Son albümümde de Ay Gidiyor şarkısını okudum.
Yabancı müziğe olan ilginizi biliyoruz, çıkaracağınız yeni albümlerde dinleyicilerinize yabancı bir şarkı ile sürpriz yapmayı düşünüyor musunuz?
Benim bu ülkenin dillerinden öte şarkı söylemek gibi bir amacım yok. Bu ülkenin sınırları içerisinde hangi dil konuşuluyorsa ben o dillerde şarkı üretmek isterim. Yani o dilleri önce öğrenmek ve şarkı söylemek isterim. Lazca, Gürcüce, Arapça, Kürtçe, Zazaca, Türkçe bu dillerin hepsine hâkim olmak isterim, böyle bir rüyam var. Bunları yaparken insanlar, bunun insana ait bir duygu ve tavır olduğunu hissedemiyorlar, hala çok keskin ideolojik bakışlarla bunu ayırt etmeye çalışıyorlar. Bunu hep unutuyorlar; Türkiye seksen yıllık bir ülke değil, Anadolu seksen yıllık bir ülke değil yani bu kadar genç yada bu haritalarla çizilmiş bir ülke değil. Küçük küçük şehirciklere bölünmüş bir ülkede değil, çok daha geniş dümdüz bir yer. Elektriklenmeler ve kültürel bir sirkülasyon olmuş. Gelgitler olmuş, savaşlar olmuş, aşklar olmuş. Tenler, renkler, diller farklıyken bile aşklar buluşmuş. Benim sadece böyle bir duruşum var. Ben nasıl onurumla Türkçe okuyorsam aynı onurumla Kürtçe de okudum. Kürtçeyi bilmiyordum öğrenmeye çalışıyorum işte öğreniyorum.
Bir röportajınızda asimile edilmiş bir kürdüm demişsiniz?
Aslında öyle demeyelim, değişime uğradık diyelim. Türkçe konuşuyoruz, Türkçe düşünüyoruz, Türkçe eğitim alıyoruz. Bu noktadan gocunduğum bir durum yok Türkçeden nefret etme gibi bir durumda yok, şu an bile seninle Türkçe konuşuyorum. Ben ilk Bingöl’den çıktığım zaman çocukluk arkadaşlarımla iletişim kurarken belli bir sıkıntılar yaşıyordum. Onları ilk etapta yaşadık ama çocuk hemen adapte olabilir. İletişim kurmak çok önemlidir, o yüzden ana dilde eğitim yapılması, ana dilde müziğin, sanatın önünün açılması, insanların öz güveninin okşanması, insanların öz güveni tekrar kazanmaları çok önemlidir. Çünkü özgüvenini kazanmış bir toplum daha başarılı olur, kendi bekasını daha iyi sağlar, dimdik durur daha iyi iletişim kurar, savaştan daha çok uzak durur, barışa daha çok yatkındır. Yani her şey özgüvenle ilgilidir. Anadilde eğitim de su içmek kadar doğal bir durumdur, neden insanlar su içer yada yağmur yağdığında şemsiyesini açarsa ana dilde eğitimde bunun gibi doğal bir şeydir. Bunun çok tartışılacak bir tarafı yoktur, bu hakkı alıp vermek konusu zaten saçma sapan bir şeydir bunu vermek zorundasın.
Her şeyi unutun sonuçta insanız, bu dünya insanların dünyasıdır, hareket edebilen canlıların dünyasıdır. Hiç kimsenin bu dünya üzerinde hareket eden bir canlıyı bu topraklardan bu dünyanın her hangi bir kara parçasından ilişiğini kesmeye hakkı yoktur. Ana dilde eğitimde budur ve bu gelişecektir çünkü çiçek gibidir, canlı bir şeydir, yaşamsal bir şeydir kültür. Onu asla öldüremezsiniz soyunu tüketemezsiniz. Bir panda için nasıl örgütleniyorsa bütün dünya bir dil içinde örgütlenmelidir. Umarım Tanrı Kürtçe denen o dilin yeryüzünden tamamen kalkmasını engeller. İnşallah böyle bir şey olmaz ve umarım kendini en yüksek noktaya kadar taşır, dünyanın varlığıyla eşdeğer bir ömrü olur. Bir dildir ben bütün dilleri seviyorum. O dilin içinde mizah, öyküler, destanlar, acılar, ağıtlar, türküler vardır her şey bunları oluşturan kavramlardır. Anadilin önünü kesmek, atom bombasıyla bir ülkeyi yok etmek gibi bir şeydir. Bu anlamda Kürtçe yada Türkçe isim koymamak gerekiyor bütün anadiller yaşamalıdır.
İlk defa Pencere albümünüzde Kürtçe parça okudunuz, Şilele olsun Keke’nin Kürtçeye uyarlanmış şekli olsun, Kürtçe şarkıların devamı gelecek mi?
Şilele çocukluğumuzda dinlediğimiz bir türküydü, Bingöl, Muş bu civarlarda çok okunan bir halay türküsüdür. Onu özellikle o yüzden hatırladığım için okumak istedim. Birde Keke’yi de bir deneme yaptım, onu Kürtçeye çevirmek istedim, Kürtçe bir şiir olarak yazdık. Evet, eksikleri çok ama en azından bu bir yürüyüş, belki gençler bu anlamda bu yapılabilir gibi algılayıp bizi takip edebilirler. Hem müzikal anlamda yeni bir şekil verdik hem sözlerini de Kürtçe olarak sunduk. Kürtçe şarkıların mutlaka devamı gelecek, bu halkaya belki Lazca da katılabilir, Gürcücede katılabilir, Arapçada katılabilir. Bu benim çalışmam ve beslenmemle ilgili ama Kürtçe ve Türkçe olacak bunlar benim repertuarımdan eksik olmayacak.
Şarkılarınızı kimlere okuyorsunuz dinleyici kitleniz genelde kimlerden oluşuyor?
Bu anlamda önemli bir anketimiz yok ama her kesimin dinlediğinden eminim. Müziğime bir isim koyma taraftarı değilim ama popüler kültürün içerisinde popüler müziktir. Herkes pop müzik falan diyor ama biz popüler müziğin içinde bir noktayız. Onun içinde cereyan ediyoruz eğer o filtreden bizde aşağı süzülürsek türküleşebiliyoruz. O anlamda gelenekselleşebilen bir tarz da diyebiliriz.
Genelde şarkılarınızın birer öyküsü vardır, Pencere albümünüzde sizi en çok etkileyen hangisiydi?
Doğum Gününde ezgisi benim adıma farklı bir çalışmaydı. Benim doğum günüm Mahsuni Şerif’in de toprağa verildiği gündü, bu benim için önemli bir milat ve bunu bir şekilde yorumlamam gerekiyordu. Bir şey başlamış ve başka bir şeyde bitmiştir o noktada. Hayat bu, sirkülasyondan bahsetmeye çalıştığım bir şey. Evet, orada bir kadın var doğru ama o kadın orada yok gibi, başka bir şey anlatıyorum. Güncel konulara ve sorunlara da parmak basmaya çalışıyorum. ‘’Göçlere tok bir kent gibi mağrur durursun’’ İstanbul’un artık o şişkin, bitkin halinden bahsediyorum. Doğum gününü kutlayan bir adamın bu sorunlara parmak basması da… Benim gibi bir adam doğum günü kutlarsa böyle kutlar, bu benim işte. Benim öykülerimde fantezi yok mudur elbette vardır, zaten sanat budur yani gerçeğin üstüne mutlaka oturacak bir balon koymalısınız, o balona tutunup biraz yükselebilmeli o hikâye. Bizimkide işte öyle bir şey, her şeyiyle gerçek, somut hikâyeler yaratmakla ilişiğinizi kesebilir. Bu sanatın içerisinde mutlaka fantezide vardır. Onu mutlaka bir yerinde barındırmalısınız çocuk bir tarafınız olmalı yani. Yalan söyleyen hayal gören, bakkala ekmek almaya giderken birden kendini başka bir diyarda bulan küçük bir çocukta olabilmelisiniz.
avatar
helin21
Webmaster
Webmaster

Mesaj Sayısı : 30
Kayıt tarihi : 12/11/07

Kullanıcı profilini gör

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Devam

Mesaj tarafından helin21 Bir 12/11/2007, 01:43

Peki, Pencere albümünüzde beklediğinizi bulabildiniz mi? Tabi fazlasıyla, aslında ben biraz ürküyordum çünkü dört yıl ara verdim buna rağmen çok iyi bir ilgi aldı. O anlamda mutluyuz, en azından konserlerden bunu fark edebiliyoruz. Konserlerimizden ve dinletilerimizden bu albümün nerede olduğunu anlayabiliyoruz. O yüzden mutluyuz.
Batmanda konser verecektiniz iptal edildi.
Evet, kadınlar günü dolayısıyla bir konserimiz vardı. Orada bir olay oldu 3 tane polis hayatını kaybetti. Öyle bir durumda konser yapmak doğru olmazdı. O yüzden hem o dernek hem de bizim ortak aldığımız bir karadı, ölenlerinde toprağı bol olsun. Bingöl, Elazığ ve Erzincan da konserlerimiz olacak
Bingöllü hemşerileriniz için neler söyleyeceksiniz? Biliyorsunuz sizi çok seviyor ve sahipleniyorlar.
Tabi bende çok seviyorum onları, onların o coşkusunu anlamamak mümkün değil. Onları birde şu yüzden de seviyorum; beni sahipleniyorlar ama asıl sahiplendikleri nokta Servet Kocakaya’nın sadece Bingöl’e mal olmuş bir sanatçı olmadığını hissetmeleri ve bunu hep beyan etmeleri. Sen bu ülkenin müziğini yapmalısın, bu ülkenin insanlarına hitap etmelisin sadece Bingöl değil İzmir’in Hakkâri’nin Edirne’nin insanlarına da hitap etmelisin. Bu anlamda bizi sahiplenmeleri var. Zaten sadece Bingöl’e kapanmış orada o duvarlar arasında kalmış olsaydık bu kadar ilgi göstermiş olmayacaklardı.
Bingöl ile ilgili kültürel anlamda bir projeniz var mı?
Tabiî ki çok istiyoruz Bingöl ile ilgili çok şey yapılabilir ama lokal çözümleri ben doğru bulmuyorum. Tabiî ki Bingöl’ün siyasetçilerinin kendi şehirleriyle ilgili bir takım değerlendirmeler ve icraatlar yapması normal. Ama biz sanatçıyız Bingöl’ü de İzmir’i de Mersin’i de aynı şekilde, aynı uzaklıkta görmeliyiz. Onların sorunlarının hepsini bir yerde toplayıp bu sorunların genel çözümlerinde ancak ilgilenebiliriz. Bingöl’ün sorunu benim sorunum olduğu kadar İzmir’in Sorunu da benim sorunum, bu ülke benim ben öyle bakıyorum. Bingöllüler de böyle düşünüyor, herkeste bunun farkında. Bir ülkenin genel bir sorunu var, politik sorunlar var, bir anlayış, bir etik sorunu var. İşte onların üzerine gidilmesi gerekiyor. Sorun Ankara’da onların bu anlamda çok çalışkan olması gerekiyor. Biraz daha dürüst olmamız gerekiyor, geçmişten günümüze kalan gerçekten güzel gerçekten doğru, etik değerlerin bir şekilde tekrar canlandırılması gerekiyor. Onlar biraz unutulmuş, gelenekçi bir insan değilimdir ama geleneklerin çok olumlu tarafları da vardır. Biz olumlu taraflarını bir şekilde hayatımıza katabilmeliyiz tekrar. Sorunumuz genel yani lokal değil.
Hükümetin bu olaylara karşı politikasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Olaylara karşı tavırlarını tek tek yorumlamak bana doğru gelmiyor. Sorun genelse genel çözümler sunabiliriz. Biz savaşlara ölümlere karşıyız, bunun çok detaylarına girdiğimiz zaman inanınki yozlaşırız. Sanatçılarımızın detaylarda gezinmesi sanatı da sanatçıyı da o coğrafyada yozlaştırır. Bu kadar derin noktalarda hareket edemiyoruz, bizim böyle bir şansımız yok. Bunu doğruda bulmuyorum zaten. Ben sanatçıyım doğru ve güzeli sunarım, bundan kim nasibini alırsa alır, kim almıyorsa almaz bizim böyle bir duruşumuzun olması lazım. Halkın arasına girdiğimiz zaman zaten orada bir izdiham yaşanır ve birilerinin canı acır, küçük çocuklar orada ezilebilir böyle açıklıyorum ben bu olayları. Zaten biz bir aynayız bize bakıp kendilerini görüyorlar, yada kendilerini daha yukarı taşıyacak bir ayna görmek istiyorlar. Biz orada duruyoruz, hükümetin yada hükümetin savaştığı insanların politikalarıyla, siyasetleriyle ilgilendiğimiz zaman yozlaşıyoruz. Bu problemi de çözecek bir durum değil.
Doğu ve güneydoğunun sürekli terörle adlarının anılmasını ve terör dendiği zaman hemen herkesin aklına Kürt Halkının gelmesini nasıl buluyorsunuz? Bu önyargı nasıl kırılabilir?
Bu üzücü bir durum, bu nabzı yoklamak için bazen internete bakıyorum. Özellikle gençlerin, üniversiteli gençlerin nabzını merak ediyorum. Çok berbat bir bakış açıları var, yeni bir anlayış oluşmuş durumda, tabii buda bizi üzüyor. Bazı şeyleri ayırt etmek lazım, siyasetin dışında kalan bir yığın insanda var, siyasetin içinde kalan birçok insanda var. Bu nokta çok tehlikeli, bu noktada siz bir fikir beyan ettiğiniz zaman bu iki kesimden birisi yara alıyorsa çok sıkıntılı bir dönem geçiriyoruz demektir. ‘’Kürtler teröristtir’’ düşüncesi çok acı bir durum. O yüzden bu ülkede çok sıkıntılı bir dönem geçiriyoruz özellikle Kürtlere bazı kesimler tarafından terörist muamelesi yapılması bana acı veriyor. Çünkü Kürtler teröristtir dediğiniz zaman çok sıkıntılı şeyler yaşayacağız, öyle görünüyor.
Bu süreç düzelebilir mi?
Tabiî ki düzelir biz ne güne duruyoruz, bu noktada zaten bize çok iş düşüyor. Bizler birer melez olarak görüyoruz kendimizi. Ben hem Türk hem de Kürt olarak görüyorum kendimi. Türkçe olarak düşünüyorum, bu benim kendimi Türk olarak görmeme gerek ve yeter bir koşuldur. Kürdüm çünkü annem babam Kürt; Kürtçeyi anlıyorum, biliyorum, o kültürü çok iyi tanıyorum, bu da çok yeterli bir durum. Ben bir melezim bu noktada, bizlere çok önemli işler düşüyor ve Bizler taşıyıcı birer köprüyüz bu noktada. Ama aynı zamanda çok sıkıntılıyız çünkü kendini böyle tarif eden bir adamı belki iki tarafta yadırgayacaktır… Herkes serinkanlı olmalı, kimler saygı görüyorsa, ki bunlar genelde siyasetçiler oluyor, kendi şehirlerinde bunların çok dikkatli olması gerekiyor. Parti başkanlarının çok dikkatli olması gerekiyor, o gönül ceplerinden biraz harcamaları gerekiyor, ödün vermeliler yani. O yüzden nazik olmalı ve karşı tarafa çok saygılı davranmalı, başka yapacak bir şey yok bunu ancak bu şekilde çözebilirsiniz.
Karşı tarafı hiçe sayarsanız büyük bir savaşa girersiniz. Diyalog yok, şimdi herkes kendi çapında bir monolog yaşıyor. Zaten savaş budur kurşunların sohbet etmiş olduğu bir monologdur. Diyalog yoktur savaşta sadece kurşunların sesini duyarsınız. Bu yüzden çok sakin olunmalı; muhtarlar, belediye başkanları, ihtiyar meclisi üyeleri, milletvekilleri, bakanlar, parti başkanları, il başkanları, ilçe başkanları, hepsi çok kibar olmak zorunda, hepsi çok nazik olmak zorunda. Kendisinden olmayanı gördüğünde ayağa kalkmak zorunda, Tük Kürdü gördüğünde ayağa kalksın, Kürt Türk’ü gördüğünde ayağa kalksın. Herkes övünüyor misafirperverliğiyle ne oldu bu ülkeye, bu değerlere ne oldu? Oturarak konuşarak bunu halledebilirler…
Tanınmış, ünlü sanatçılar bir araya gelerek Doğu’da dostluk konserleri veremezler mi?
Bunu çok insana öneriyoruz, bakın ben Türklere Kürtçe, Kürtlere de Türkçe söyleyen bir sanatçıyım. Bundan öte bir eylem olamaz, barışın somut hali de budur. Birilerini barıştırmaya çalışıyorsanız bundan önemli bir tavır olamaz. Ey Türkler! Gidin birkaç tane Kürtçe öğrenin, ey Kürtler konserlerinizde lütfen birkaç tanede Türkçe söyleyin. Karşı tarafa bir mesaj vermek, saygıyı göstermek anlamında, o iletişimin hala kopuk olmadığını, bu anlamda hala bir umut olduğunu gösteren bir duruştur bu. Sadece Kürtçe söyleyen adamdan bahsediyorum bir tanede Türkçe okusun, sadece Türkçe okuyan bir kişiden bahsediyorum o da lütfen bir tane Kürtçe okusun bir mesaj göndersin…
Televizyonlar olabilir, konserler olabilir artık böyle bir sürece ihtiyacımız var. Ben bu anlamda gerçekten çok gönüllü bir yerde duruyorum ve birçok insana da kişisel bazda seslendik. Yani çıkıp gazetelerden, medyadan bunu dillendirmenin bir manası da yok. Şimdi işin içine kurgular girdiği zaman soğuk bir hava eser ve amacına ulaşmaz. O yüzden bu problemi saygı dışında kimse çözemez. Saygı ve insanın sahip olmuş olduğu utanç duygusu, onu yitirdikleri noktada savaş başlıyor zaten. Bu popüler insanların bu anlamda mesajlar vermesi inanın insanların kalbini çok yumuşatır. Çünkü toplum tarafından örnek alınan, takip edilen belli lezzetleri olan insanlar. Bu kişilerin özellikle bu anlamda kuracakları cümleler çok önemli. İbrahim Tatlıses bıyıklarını kesti, neredeyse gündemde sadece onun bıyıkları tartışılacak. Sadece bıyıklarıyla gündeme oturan bir sanatçı eğer Doğu ve Güneydoğuda yaşanan olayları yatıştırmak amacıyla dostane sözler sarf etmiş olsaydı belki de barış adına herkesin yüreğine su serpmiş olacaktı.
Son olarak özel hayatınla ilgili bir soru soralım, evlenmeyi düşünüyor musunuz, var mı birileri?
Zamanı gelince bende artık evlenmeyi düşünürüm. Şu an yok, zaten şu an evliliği yürütebileceğim bir yaşamım da yok, çok geziyoruz çünkü. Bu anlamda bende kimseye haksızlık etmek istemem biraz daha rutine dönebilirsek, elimizi ayağımızı çekebilirsek, daha düzenli bir hayat kurgulayabilirsek tabiî ki evleniriz.
Peki, evlilik sizi sanattan uzaklaştırır mı?
Benim şöyle bir hesabım var, burada söyleyeyim de bilsinler; bizler albüm yapmaktan asla vazgeçmeyiz, çünkü üretiyoruz ve olacak her zaman da olacak. Belki konser vermek gibi bir lüksümüz olmaz, çünkü bizi şu an yoran konserlerdir, şu an kimliğimiz bu konser sanatçısıyız. Sadece albüm yapacağım bir dönem oluşursa, tabiî ki uygunda bir insan olsa evleneceğiz. Bizler âşık olmadan evlenebilen insanlar değiliz. Öyle olamaz zaten imkânsız bir şey, buna gönlümüz karar veriyor, beyin sonradan devreye giriyor.
avatar
helin21
Webmaster
Webmaster

Mesaj Sayısı : 30
Kayıt tarihi : 12/11/07

Kullanıcı profilini gör

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön


 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz